Şeker Hastalığı Tedavisi

Diyabet ciddi bir hastalıktır. Diyabetin sıkı bir şekilde kontrol altında tutulması ile hayati tehlike yaratabilecek sorunlar önlenebilir. Hastanın diyabeti olduğunu belirten bir künye ya da bilezik takması acil durumlar için faydalı olacaktır.

Öncelikle diyabetin kontrolü için hastanın da sorumluluk alması gereklidir. Diyabet ile ilişkili bilgi edinilmelidir. Bu konuda uzmanlaşmış kişilere (doktor, hemşire, diyetisyen, psikolog vb.) danışılmalıdır. Diyabet tedavi planına gündüz ve gece birlikte düşünülerek, tüm gün boyunca uyulmalıdır.

Sağlıklı beslenme: Beslenme biçiminin bireysel ihtiyaçlara uygun olarak düzenlenmesi, hastanın kan glukoz düzeyindeki dalgalanmaların kontrol edilmesine ve tip 2 diyabet hastalarında kilo verilmesine yardımcı olur.

Genel olarak tüm diyabet hastaları beslenme konusunda bilgilendirilmelidir. Hasta bu konuda, doktoruna ve diyetisyenine danışmalıdır. Danışmanlık verilirken hem hasta hem de hastanın yemeklerini hazırlayan kişi bir arada olmalıdır.

Diyabet hastaları doymuş yağ ve kolesterol içeriği düşük besinler ve yüksek lif içeriğine sahip tam tahıllı gıdalarla beslenmelidir. Protein ve yağ içerdikleri kalori nedeniyle, kilo alma ya da verme üzerinde etkilidir. Ancak kan glukozunu doğrudan etkileyen besin grubu, karbonhidratlardır.

Tip 1 diyabeti olan hastalar yemek öncesi insülin dozunu hesaplarken karbonhidrat “sayma” ve buna göre insülin dozunu ayarlama yöntemini kullanırlar.  Bu yaklaşımın başarılı olması için, uygulamanın doktor ve diyetisyenin rehberliğinde olması ve hastanın ayrıntılı bir şekilde eğitim alması gereklidir.

Tip 2 diyabeti olan hastalar da; kalori kısıtlamasına uymalı, düzenli yemek yemeli, lif alımını artırmalı, işlenmiş karbonhidrat ve doymuş yağ tüketimlerini sınırlamalıdır. Bazı uzmanlar erken evrede böbrek hasarı olan hastalarda, ilerlemeyi önlemek için protein kısıtlaması da önermektedir.

Fiziksel aktivite: Doktora danışarak uygun bir egzersiz programı oluşturulmalıdır. Sağlık durumuna uygun olarak yürüyüş, yüzme ya da bisiklete binme önerilebilir. Egzersiz, kandaki glukozun hücreler içerisine girmesini sağlar; ayrıca hücrelerin insüline karşı duyarlılığını artırır. Uzunca bir süre egzersiz yapmamış kişilerin, fiziksel aktivitelere yavaş başlaması ve egzersiz yoğunluğunu yavaşça artırması gereklidir. Egzersiz yapmak günlük ya da haftalık rutinlerin bir parçası haline getirilmelidir.

Kan basıncı ve kolesterol düzeyi kontrol altında tutulmalıdır. Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, kan basıncı ve kolesterolün kontrolünde çok önemli katkı sağlar. İlaç kullanımı da gerekli olabilir.

Diyabet hastalarının aşılamalarına dikkat edilmelidir. Doktor tarafından uygun görüldüğünde; grip, zatürre ve daha önce yapılmadıysa Hepatit B aşıları önerilebilir.

Diyabet hastaları ayaklarına dikkat etmelidir. Ayaklar günlük olarak ılık suda yıkanmalı, özellikle parmak araları nazikçe kurulanmalıdır. Parmak araları dışında kalan ayak derisi nemlendirilmelidir. Ayaklar her gün kabarcık, kesik, yara, kızarıklık ve şişme yönünden incelenmelidir. Ayakta bir sorun mevcut ise ve hızlıca kendiliğinden iyileşmiyorsa mutlaka doktora danışılmalıdır.

Yıllık olarak genel kontroller ve göz muayeneleri yapılmalıdır. Düzenli diyabet kontrolleri dışında vücut; genel olarak hem diyabetin yaratabileceği ek sorunlar hem de başka hastalıklar açısından tarama yapmak amacıyla değerlendirilmelidir. Gözde ağ tabaka (retina) hasarı, katarakt ya da göz tansiyonu’na (glokom) ait bulguların varlığı araştırılmalıdır.

Diş sağlığına dikkat edilmelidir. Diyabet hastalarında daha ciddi diş eti enfeksiyonları görülebilir. Dişlerin, günde en az iki kez fırçalanması ve diş ipi kullanılması gereklidir. Düzenli olarak diş kontrolleri yaptırılmalıdır. Diş etinde kanama, kızarıklık ya da şişme fark edilirse, diş hekimine başvurulmalıdır.

Sigara içme ve diğer tütün kullanma alışkanlıkları bırakılmalıdır. Sigara kullanımı diyabete bağlı ağır sorunlarla karşılaşma riskini artırır. Diyabeti olan ve sigara içen kişilerin kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm oranı, diyabeti olan; ancak sigara içmeyen kişilerden daha fazladır. Hastalar, doktorlarından sigarayı ve tütün kullanma alışkanlığını bırakma yöntemleri hakkında danışmanlık almalıdır.

Alkol kullanımı var ise doktora danışılmalıdır. Hasta, alkol kullanma tercihine devam ediyor ise miktarı sınırlandırılmalı ve her zaman yemeklerle birlikte alınmalıdır. Karbonhidrat sayımı içerisine alkolden gelecek olan karbonhidrat da dahil edilmelidir. Uyku öncesinde kan şeker düzeyi ölçülmelidir.

Stres yönetimi ciddiye alınmalıdır. Uzun süren streste vücutta üretilen hormonlar insülinin etki göstermesine engel olabilir. Bu da, kandaki glukozun yükselmesine neden olur. Hasta kendi sınırlarını iyi belirlemeli ve önceliklerini dikkate almalıdır. Ayrıca rahatlama teknikleri öğrenilmeli ve yeterli süre uyunmalıdır.

Sağlıklı beslenme, sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olma ve sürdürme, düzenli olarak fiziksel aktivite yapma; diyabet tedavisinde önemli başlıklardır. Kan glukozunun takip edilmesi, insülin kullanımı ve diğer diyabet ilaçları da tedavinin diğer parçalarıdır. Diyabet tipine ve hastanın bireysel ihtiyacına göre belirlenir.

Kan glukozunun takibi: Kan glukozu dikkatli bir şekilde takip edilmelidir. Takipler, kan glukozunun hedeflenen değerler arasında kaldığından emin olmak için yapılır. Tedavi planına uygun olarak, kanda glukozun ölçülmesi ve kayıt altına alınması gereklidir. Bireysel ihtiyaca göre ölçümler, günde 4-8 kez ile haftada birkaç kez arasında değişen sıklıklarla yapılabilir. Sürekli glukoz izleme sistemleri de mevcuttur.

Dikkatli bir şekilde takip edilse bile kan glukoz düzeyleri bazen öngörülemeyen şekilde değişebilir. Gıdalar, fiziksel aktivite, ilaçlar, hastalıklar, alkol, stres ve kadınlardaki hormonal dalgalanmalar kan glukozu düzeylerini değiştirebilir.

Bazen diyabet hastalarında kan glukozu düşüklüğü görülebilir.  Bu durum, genelikle, diyabet ilaçlarının etkisi ile ortaya çıkar. Hafif durumlar vücuda karbonhidrat alımı ile düzelir. Şiddetli durumlarda hayati tehlike görülebilir. Sık tekrarlanan kan glukozu düşüklükleri, ilaç tedavisi planında değişiklik yapılmasını  gerektirebilir.

Günlük kan glukozu ölçümlerine ek olarak, düzenli HbA1C testi de önerilmektedir. HbA1c’ye hemoglobin A1c ya da kısaca A1c testi de denilmektedir. Hemoglobin, alyuvarların içerisinde bulunan ve vücuda oksijen taşıyan bir proteindir. Hemoglobin A1c, glukoz eklenmiş hemoglobindir. Kanda glukoz konsantrasyonu arttığında HbA1c düzeyi de yükselir.

Günlük kan glukozu ölçümlerinin aksine, HbA1c kanda son iki – üç ay içerisindeki ortalama glukoz düzeyi ile ilgili bilgi vermektedir. Günlük dalgalanmalardan etkilenmez.  HbA1c ne kadar yüksek ise, hastanın diyabet ile ilgili ciddi sorunlar yaşama riski de o kadar yüksek olur. HbA1c testi diyabete yönelik tedavi planının ne ölçüde başarıya ulaştığını göstermektedir. Yüksek değerler; ilaçlar ya da beslenme düzeninde değişiklikler yapılması gerektiği ile ilgili sinyaller olarak değerlendirilir. Tedavi için hedeflenen HbA1c düzeyi, yaş ve diğer bireysel farklılıklara göre doktor tarafından değiştirilebilir.

İnsülin tedavisi: İnsülin bir şırınga ve iğne ya da bir tür kalem ile uygulanır. İnsülin pompaları da mevcuttur. Tip 1 diyabeti olan hastalar yaşamlarını sürdürebilmek için insüline ihtiyaç duyarlar. Tip 2 diyabet hastalarının birçoğu da insülin kullanmaktadır.

İnsülinin birçok tipi bulunmaktadır. İnsülin tipleri arasında kısa, orta ve uzun etkili seçenekler mevcuttur.  Doktor, en uygun olan şekilde, kişiye özel bir tedavi planı oluşturacaktır.

Ağızdan alınan ilaçlar ve glukoz düşürücü tedavi: Ağızdan alınan ilaçlar, tip 2 diyabette kan glukozunun yeterli şekilde düşürülmesini sağlayabilir; ancak tip 1 diyabette etkili değildir. Etki mekanizmalarına göre farklı tipleri mevcuttur:

Sülfonilüreler ve meglitinidler: Pankreası uyararak daha fazla insülin salgılamasını sağlarlar.

Biguanidler ve tiyazolidindionlar: İnsülin salgılanmasını etkilemezler; ancak vücudun yanıtını artırarak insüline karşı daha duyarlı hale getirirler.

Glukozidaz inhibitörleri: Barsakta glukozun emilimini bozarlar.

Tip 2 diyabeti olan hastalarda, eğer beslenme ve egzersiz ile kan glukozunda yeterli düşme sağlanamadıysa, öncelikle bu üç mekanizma ile glukoz düşüren ilaçlar kullanılır. Doktor, gerekli görürse, birden fazla tipin birlikte kullanılmasına karar verebilir. Kan glukozu kontrolü bu şekilde de sağlanamıyor ise, insülin sentezini artıran inkretin bazlı ilaçlar ya da insülin kullanılabilir.

Pankreas nakli: Tip 1 diyabet hastalarında bir seçenek olabilir; ancak ciddi riskleri vardır. Bu nedenle, tüm ilaç tedavilerine rağmen, kan glukozu yüksekliğinin devam etmesi ve böbrek yetmezliği nedeniyle; böbrek nakline aday olan hastalarda, büyük çoğunlukla böbrek nakli ile birlikte yapılır.

 

Obezite ve Metabolik Cerrahi

Diyabetin son 30 yılda yaşanan bu denli yükselişi, çare arayışlarını da beraberinde getirdi. İlaç endüstrisi şeker hastalığı tedavisi için yüzlerce çeşit ilacı ve sentetik insülini çare olarak gösterse de; bu yöntemlerin diyabeti tedavi etmedeki başarısı %20’lerin altında kaldı. Bu durum günümüzde de halen böyle devam etmekte.

Şeker Hastalığı tedavisinde kullanılan cerrahi yöntemler ise, genel olarak obezite cerrahisinde kullanılan yöntemlerin gelişmiş versiyonlarıydı. İtalyan cerrah Nicola Scopinaro’nun geliştirdiği biliopankreatik diversiyon yöntemi de bunlardan biri. Şekeri %98’e varan oranlarda ortadan kaldıran bu yöntemin bile, hastalar açısından ciddi bir kusuru vardı. Ameliyat olan hastalar, ömür boyu vitamin takviyesiyle yaşamak zorundaydılar. Yani hastalar insülinden kurtuluyor; fakat vitamin hapları kullanmak zorunda kalıyorlardı.

Fakat tip 2 diyabetli hastalar için umut verici haber Brezilyalı bir cerrahtan geldi. Dr. Auero De Paula, 1985 yılında geliştirdiği “ileal interpozisyon” isimli bir yöntemle, şeker hastalığı tedavisindeki başarı oranını %95’lere kadar yükseltmeyi başardı. Üstelik hastalar ilk 6 ay dışında vitamin takviyesi almadan yaşamlarına devam edebiliyorlardı. Hatta hastalar, ilk 6 ay sonrasında, hiçbir medikal tedaviye ihtiyaç duymadan ve kan şekeri kontrolü için dışarıdan herhangi bir takviye almadan, yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebiliyorlardı. Bu başarı bugüne kadar hiçbir medikal yöntemle yakalanamamış bir başarıydı. İleal İnterpozisyon halen, Tip 2 Diyabet’in tedavisi için geliştirilen, dünyadaki en başarılı yöntemlerden biridir.

Bu ameliyat, sadece diyabetin kontrol altına alınmasını sağlamakla kalmıyor; ayrıca diyabetin getirdiği hipertansiyon, ellerde ve ayaklarda yanma ve karıncalanma, ayak ülserleri, böbrek sorunları, uyku apnesi, kalp damarlarındaki ve karaciğerdeki hasarlar, kolesterol ve trigliserid yüksekliği gibi sorunları da tamamen yok ediyor ya da büyük oranda düzeltiyor. Operasyon, diyabet hastalığının tedavisindeki başarısıyla biliniyor; ancak asıl hedefi “Metabolik Sendrom” olduğu için, bu operasyona ” Metabolik Cerrahi” demek daha doğru olacaktır.

Dünya’da sadece 8 cerrahın uygulayabildiği bu yöntem, en basit anlatımıyla üç aşamadan oluşuyor:

  1. Birinci aşamada, midenin salgıladığı açlık hormonu ghrelini kontrol altına almak için, midenin sol üst dış kısmı alınıyor. Bu işlemle, vücuttaki insülin direncinin kırılması ve hastaların kontrollü bir şekilde kilo verebilmesi amaçlanıyor. Bu aşamada mideden alınan bölüm büyük değildir. Operasyon sonrası hastaların kilo vermesine neden olan şey, midenin hacminin küçülmesi değil; midedeki hormonal sistemin değiştirilmesidir. Bu operasyonun obezite cerrahisinden ayrılmasını sağlayan nokta da budur. Hastalar ameliyattan sonra kontrolsüz bir şekilde kilo kaybetmek yerine, vücut kitle indekslerine büyük oranda yaklaşırlar. Yani sağlıklı bir şekilde kilo verirler.
  2. İkinci aşamada ise, onikiparmak bağırsağı mideden ayrılır; başka bir deyişle yemek girişine kapatılır. Bu sayede, alınan gıdaların, onikiparmak bağırsağından salgılanan insülin karşıtı hormonlarla karşılaşması önlenmiş olur. Ayrıca, bu işlemin hipertansiyonun kontrol altına alınmasında da etkisi olduğu bilinmektedir.
  3. Üçüncü ve son işlem ise, ince bağırsakların son bölümünden alınan bir kesitin, onikiparmak bağırsağı yerine, bir ucuyla mide çıkışına bağlanması ve diğer ucuyla, aşağıda yeniden incebağırsaklarla birleşmesidir. Aslında ameliyat tekniğinin adı da buradan gelmektedir.

Bu işlemin nasıl etki gösterdiğini tam olarak anlamak için, önce pankreasa dönmek daha doğru olur. Pankreas, vücuda insülin ve glukagon adında iki hormon salgılar. İnsülin, şekerin hücrelere girebilmesi için gereken bir anahtar gibidir. Şeker, insülin olmadan hücrelere girip enerjiye dönüştürülemez. Glukagon ise, insülin düzeyini kontrol altına alan insülin karşıtı bir hormondur. Böylece kan şekerimiz, vücuda salgılanan insülin yüzünden, çok fazla düşmez ve sürekli normal değerlerde tutulur. Pankreastan salgılanan glukagon, hücre alıcılarına yapışır ve hücrelerdeki insülin alıcılarını kapatır; yani insülinin hücreye girişini engeller. Diyabetlilerin zaten kullanamadıkları insülinin, glukagon tarafından da engellenmesi, metabolizma üzerindeki şeker yükünü daha da arttırır. Peki glukagon etkisi nasıl kontrol altına alınabilir?

Bu sorunun cevabı, ince bağırsaklarımızın sonunda, 70 cm uzunluğundaki çok özel bir kesitte gizli. İncebağırsakların tek görevi; sanıldığı gibi emilim değildir. İncebağırsakların bir diğer görevi de, salgıladığı bazı hormonlarla metabolizmamızı dengede tutmaktır. İnce bağırsakların bu 70 cm’lik özel bölümünden salgılanan GLP1 isimli hormon, şeker hastaları için adeta altın değerindedir. GLP1, Glukagon Like Peptid 1’in kısaltmasıdır. İsminden de anlaşılacağı üzere; insülini dizginleyen Glukagon’a çok benzemekle birlikte, bir farkı vardır…

GLP1 de, Glukagon gibi, hücrelerin alıcılarına yapışır; ancak hücrenin alıcılarını kapatmaz. Hücreler GLP1’i Glukagon gibi algılar ve alıcılarına GLP1 yapışan hücrelere insülin rahatça girebilir. İleal İnterpozisyon yöntemiyle bu özel kesit alınır ve direk mide çıkışında onikiparmak bağırsağının yerine bağlanır. Sonuç olarak; onikiparmak bağırsağından salgılanan insülin karşıtı hormonlar, gıdalarla artık karşılaşmazlar. Bunun yerine; mide çıkışında, direk GLP1 salgılayan özel bağırsak kesitiyle buluşurlar. Bu sayede hem insülin üretimi tetiklenir hem de üretilen insülinin hücreler tarafından kullanılabilmesi sağlanır.

Bir önceki yazımız olan Şeker Hastalığı Ameliyatı başlıklı makalemizde diyabet ameliyatı, şeker hastalığı ameliyatı ve tip 2 diyabet ameliyatı hakkında bilgiler verilmektedir.

www.metabolikcerrahi.com web sitesinin içeriği bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup, tıbbi teşhis ve tedavi özelliği taşımaz.
www.metabolikcerrahi.com'un içeriği izinsiz ve kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Sitemap - Diyabet - Şeker Hastalığı - İleal İnterpozisyon - Şeker Ameliyatı - Obezite Ameliyatı
go to top